Klinik Psikolog Hande Sena Işın
Jean- Pierre Jeunet’in modern bir masal gibi çekilmiş olan filminde baş karakterimiz Amelie kendi hayal dünyasında yaşamaya alışkın bir genç kadın olarak hayatı bir gün evinde bir çocuğa ait bir oyuncak kutusu bulması ile dönüşmeye başlıyor. Kimsenin dikkat dahi etmediği, hayatın küçük detaylarından keyif alan, kendi düşünce ve hayal dünyasında yalnızlığını yatıştıran Amelie, bu kutuyu sahibine verdiğinde nasıl bir tepki vereceğini bilmeden şimdiki evinde 50’li yıllarda çocukluk yaşamış olan o adamı bulmaya çalışacaktır. Eğer onu mutlu edebilirse, insanların hayatlarına “burnunu sokmayı” kafasına koymuş şekilde bu kişiyi aramaya başlayacaktır. Bu arayış Amelie’nin yaşadığı apartmandaki komşuları ile de yakınlaşmasını ve onların hayatındaki mutsuzluklara ve zorluklara şahit olmasına sebep olacaktır. Bu hayatlar da zamanla Amelie’nin masalsı dokunuşları ile mutluluğu tadacaktır.
Amelie, ilgisiz bir baba ve sinirli bir annenin elinde büyümüş bir çocuktur. Her çocuk gibi anne ve babasının kendisine sarılmasını istemiştir, ama doktor olan babası ona sadece sağlık kontrollerini yaptığı zamanlarda fiziksel temasta bulunmuştur. Bu Amelie’nin ilişkilerden kaçınan Duygusal Yoksunluk Şemasının kökünü oluşturmaktadır. Trajiktir ki, babası kendisini muayene ettiğinde, bu nadir temaslardan heyecanlanan küçük Amelie, bu zamanlarda kalbi şiddetli attığı için ailesi onun bir kalp rahatsızlığı olduğunu düşünüp okula da göndermemiştir. Eğitimini nevrotik ve sinirli annesinden alan Amelie, daha küçük yaşlarda hem evdeki duygusal yoksunluktan hem de yaşıtları ile beraber olamamanın getirdiği Sosyal İzolasyondan dolayı kendini küçük dünyasında eğlendirmeyi öğrenmiş, bir bakıma bu eksiklikleri telafi etmeye çalışmıştır. Ev içerisinde tek arkadaşı Kaşalot adındaki balığıdır ve malesef bu arkadaşlık da uzun sürmemiştir. Sinir hastası olan annesi balığın kendisini fanusundan dışarı atıyor olmasına uzun süre dayanamamış ve Amelie o tek arkadaşı ile de nehre atıldığından ayrılmak zorunda kalmıştır.
Film boyunca yaşanan olaylardan, Duygusal Yoksunluğu’nun yanında, Amelie’nin bir de Karamsalık şeması olduğunu görürüz. Küçük şeylerden bu derece mutlu olmasının, bu derece Polyannacılığın bir Karamsalık Şeması Aşırı telafisi olması gerçeğini göz ardı edemeyiz. Çocukluğundaki yalnız zamanlarında, her yıl kardeşi olması için dua edip mum kayan Amelie’nin bu kilise ziyaretlerinden birinin çıkışında intihar eden bir kadının annesinin tam üzerine düşerek onun ölümüne sebep olması, Amelie’nin Karamsarlık Şemasının kökü olmuştur. Bu şemanın bir başka göstergesi de, aşık olduğu ve kendisine yakınlaşmaktan şiddetli şekilde korktuğu Nino’yu çalıştığı Çift Değirmen Kafesine davet ettiği zaman, Nino geciktiğinde Amelie’nin aklına gelen ilk şeyler, ya ona bu mesajı verdiği resmi bulamamış olması ya da teröristlerce kaçırılmış çöllere düşmüş ve aç susuz kalmış olması gibi hayal gücünün de sınırlarlarına uzanan kadar olumsuz bir ihtimaldir. Kendisi için bu kadar önemli olan bu karşılaşmanın gecikmesi Amelie’nin karamsarlığına teslim olduğu bir anı görmemize olanak tanır.
Amelie’yi biraz daha derinden anlamaya çalışırsak, içindeki bu duygusal saklanbacın dışında, bir de kendini adalet için savaşan gizemli kahraman Zorro ile özdeşleştirmektedir. Amelie de kendince kötü olan veya yanlış davranan insanlara cezalar vermektedir. Çocukluğunda kendisini kazaya sebep verdiğine inandırarak üzmüş olan komşusu tam maçı izlerken antenle oynayıp onu sinirlendirmiş, yetişkinlikte de yanındaki yardımcısına kötü davranan apartmanın manavı Bay Collignon’un evine girip viskinin içine tuz dökmüş, terliklerini bir küçük numara ile değiştirmiş, çalar saati 4 ‘e kurmuş olan Amelie, belki de annesinin sinirli ve katı disiplinli halinden dolayı biraz da Cezalandırıcılık şemasına sahiptir.
Gelelim Amelie’nin Duygusal Yoksunluğunun yetişkinliğinde nasıl kendini gösterdiğine… Amelie izlediğimiz üzere çevresindekileri türlü şekillerde kendi yöntemleri ile mutlu etmeye çalışsa da insanlarla, hele ki bir romantik partnerle duygusal bir yakınlaşma ihtimali kendisini korkutmaktadır. Nino düşürdüğü albümün bulunması için ilan astığında, o ilanı bulan Amelie telefonu hemen aramamış ve hayallerinde kalmayı sürdürmüştür.
Amelie’nin kendisini dönüştürmesine yardımcı olanın alt komşusu Kristal Adam Bay Dufayel olduğunu biliyoruz. Bay Dufayel, film boyunca Amelie’ye güvenilir bir rehbelik belki de babasının kendisine veremediği yakınlığı sunmuştur. Babası onu dinlemezken, o Amelie’yi dinlemiştir. Günler sonra Nino’nun çalıştığı porno dükkanının adresine gitmesini de Bay Dufayel’in onu cesaretlendirmesine borçludur. Bu cesaretlendirme Amelie için elbette hemen dönüştürücü olmamış, Nino’ya yakınlaşması yine türlü oyunlar ile adım adım mümkün olabilmiştir. Duygusal Yoksunluk Şeması olan biri için yakınlık olabilecek en korkutucu şeylerden biridir. Bir cesaretlendirme ile bu şemanın yıkılması bir filmde bile mümkün değildir. Amelie, Nino’ya albümünü vermek için meydana çağırdığında onunla yüzyüze gelememiş, bir ankesörlü telefondan arayıp ona yönergeler vererek bir bilmecenin içine sokmuştur. Kendisinden mesafece uzaklaştırarak albümü motorsikletine bırakmıştır.
Çocukluğunda okulda akran zorbalığı görmüş olan Nino da duygusal olarak yaralıdır ama Amelie kadar değil. O da kendine has zevklere sahiptir, fotoğraf kulubesi çevresinde yırtılan resimleri toplayıp onlardan bir albüm oluşturmak, ondan öncesinde betonda bırakılan ayak izlerinin resimlerini çekmek… Gerçekten birbirilerini bulmuş gibilerdir, tencere ve kapak. Bu bilmece ve gizemden meraklanan Nino ona telefonda kim olduğunu sorar ve aslında orada tam da o anda onunla tanışmaya hazırdır. Ama buluşmaları Amelie’nin yalnız geçen çocukluğunun gölgesinde o kadar da kolay olmayacaktır.
Bazen kendini mutlu etmek en zorudur. Çocukluktaki oyuncak kutusunu teslim ettiği Dominique Brotodeau sonrasında sıra emekliliği gelmesine rağmen evinden çıkmayan babasına dünyaya açılması için cesaret vermeye çalışan, kör dilenciye şehrin kulağı ve gözü olan Amelie için, Kristal Adama dünyayı gösteren video kasetler hazırlayıp, giriş katındaki yalnız dul Madellien’e ölmüş kocası ağzından mektup yazarak onun sevgisini yeniden hissettirmeye çalışmak kolaydır. Kafedeki Georgette ve Joseph’i birbirine aşık etmek kolaydır. Kendi aşkına çare olmak ise zor. İçinizdeki yalnızlık, değersizlik ve boşluk duyguları ile mücadele etmesi ve bir yakınlığın yaratacağı korku ile savaşması gerekecektır.
Yalnızlığın geliştirdiği hayal gücünün, detaylardaki mutlulukları bulup çıkarmayı başarması açısından Amelie Poulain, bize de iki saatlik bir mutluluk yaşattığı bu filmde en sonunda kendi yarasına derman bulacaktır. Amelie Nino’ya kavuşarak aşka daldığında belki de hayal dünyasını terk edecek, belki de Nino’nunki ile birleştirerek genişletecektir. Orası da bizim hayal dünyamıza kalsın…
